Pazar, Mart 8, 2009 - VELADET (MEVLİD) KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN... MEVLİD KANDİLİ HAKK
Doğumu âlemlere nur, huzur ve sürür getiren Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in mevlid kandilini, 7 mart 2009 günü bir defa daha idrâkle müşerref olacağız. Mevlid, Resûlullah Efendimizin doğum günü ve dünyaya geldiği tarih demektir. Resullerin serdârı bulunan Hazret-i Muhammed; Mekke-i Mükerreme'de Rebiulevvel ayının on ikisine rastlayan bir pazartesi günü dünyaya şerefler kazandırdı. Henüz tanyeri ağarmadan, Mekke ufuklarında doğan şems-i Muhammedi ile bütün cihan aydınlandı. Resûlü Ekrem; Mekke'de, büyük dedesi Hâşim'den dedesi Abdül-Muttalib'e intikal eden, Da'rüd-Tabâbia denilen evde dünyaya gelmiştir. Onun dünyaya şeref verdiği gece yeryüzünde nice hârikalar vücuda gelmiştir. Kisrâ'nın sarayının burçları yıkılmış, iran'da bin yıldan beridir yanan ateş sönmüş, Sâve gölü kurumuştu. O gece vuku bulan kevni hadiseleri gören Yehûdî âlimleri, «İsrâil-oğullarından Peygamberlik gitti, Yehûdî âlimlerinin itibarı kalmadı» diyerek kederlenmişlerdi. Dedesi Abdül-Muttalib, onun doğumunu haber aldığı zaman son derece sevinmişti. Müstesna bir muhabbetle sevdiği oğlu Abdullah'ın genç yaşında uf ulunun acısı, tulü eden bu nur topu torunla gidermiş oluyordu. Abdül-Muttalib, bir ziyafet -tertip ederek Kureyş'in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber verip ona' Muhammed ismini verdiğini açıkladı. Bu mübarek isim, Abdül-Mut-talibin soyundaki bir kimseye konulmuş değildi. Kendisine bu ismi tercih edişinin sebebi sorulduğunda şu cevabı vermişti: «Onu, gökte meleğin yerde beşerin çok öveceğim umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum». Resûl-i Ekrem'in en meşhur ismi MUHAMMED'tir. Bu mübarek ismi Kur'ân-ı Kerim'in dört ayrı sûresinde zikredilmiştir. Bundan sonra Ahmed ismiyle şöhret alan Resûlullah Efendimizin Tâhâ, Yasin, Hâdî, Nur, Müddessir, Rahim, Reûf, Beşir, Nezir gibi birçok isimleri daha vardır. Resûlullah Efendimiz, baba tarafından en asli, en yüce bir soya sahip bulunmaktadır. Nesep âlimleri, Resûlullah'ın babası Hazret-i Abdullah'ın soyunu Hazret-i ibrahim'e kadar çıkarmaktadırlar. Resûlullah'ın annesi Hazret-i Âmine, Zühre oğullan kabilesinin reisi Vehb'in kızıdır. Onun soyu da Resûlullah Efendimizin beşinci dedesi Kilâb'da aynı soyda birleşmektedir. Resûlullah Efendimizin babası Abdullah, ticaret için çıktığı Suriye yolculuğundan dönerken, yirmi beş yaşında olduğu halde Medi'-ne'de vefat etti. Ana rahminde iken babadan yetim kalan Peygamber Efendimizi, validesi, üç veya yedi gün emzirebilmişti. Ona' evvelâ Ebû Leheb'-in cariyesi Süveybe, daha sonra Halime-i Sadiye süt annelik yapmış Hazret-i Halime'nin yanında beş yaşına kadar kaldı. Onun evi yurdu bu zaman içinde bolluk ve bereketlere sahne oldu. Fahr-i âlem, altı yaşına ulaşınca annesi Hazret-i Âmine, yanına oğlunu ve Ümmü Eymen'i alarak zevci Abdullah'ın kabrini ve Neccar-oğullan adı verilen hısımlarını ziyarete varmak maksadıyla Medine'ye gitmişlerdi. Dönüşte Mekke'ye ulaşmadan ecel kendisine ulaştı. Fâni hayata veda edeceğini anlayınca oğlunun yüzüne bakarak şu beyitleri söyledi: «Eğer rüyada gördüğüm şey doğru çıkarsa, sen insanlara ve cinlere, helâl ve haramı bildirmek üzere, peygamber gönderileceksin. Kavimlerle birlikte devam edip gelen putlardan Allah seni korudu. Her yaşayan ölür, her yeni eskir, yaşlanan herkes zeval bulur, her çok tükenir. Evet, (fâni olmam itibariyle) ben de öleceğim. Fakat ebediyen anılacağım. Zira oğlumu hayırlı bir halef bırakıyorum.» Bunları dedikten sonra gözlerini fâni hayata kapamıştı. Böyle imanlı bir anne ve babanın, böyle şerefli bir soyun necib evlâdı Hazret-i Muhammed (s.a.v.), altı yaşında annesinden de öksüz kalmıştı. Sekiz yaşına kadar dedesi Abdül-Muttalib'in yanında kaldı. Onun da ebedî âleme irtihali üzerine amucası Ebû Tâlib'in yanına gitti. «Beni Rabbim terbiye etti (ği için) edebimi güzelleştirdi» buyuran Resûl-i efham; ilimlerin, irfanların aslı ve menbaı oluşunun sırrını dile getirmiştir. Günler devrini tamamlayıp giderken Hazret-i Muhammed (s.a.v.) in yaşı, yirmi beşe ulaşmıştı. Hazret-i Hatice validemizle olan izdivacı, aile reisi ve baba olarak nice güzel örneklerin ve hayatî ehemmiyet taşıyan sünnetlerin bize intikaline yol açtı Kırk yaşına vardığında Peygamberlikle vazifelendirilen Resûlul-lah, putperest bir kavmi, hakperest bir hale getirmiştir. Mazhar-ı imanısın, şer'inle pekçok kâfirin. Bâtının pür nur idi, andan münevver zahirin. Peygamberliğinin onüç senesi Mekke'de geçmiş, geri kalanı Medi-ne-i tâhirede devam etmişti. Âdemoğlunun en şereflisi, âlemlerin rahmeti, Âhirzaman Peygamberi Hazret-i Muhammed, son derece mütevazi, hayâlı, doğru ve insanların en güzel ahlâka sahip olanı idi. Açık ifadeli, tek tek konuşan ve doğrudan ayrılmayan Resûlullah Efendimiz'in en çok kızdığı fena huy, yalancılıktı. Gülden daha güzel kokan Resûlullah; güldüğü zaman, edebinin kemâlinden, ağzını örterdi. Şair ne kadar haklı söylemiş: Kalemle kal ile tarif olunmaktan münezzehsin, Nekâisten serapa aksin ya Resûlellah (ALINTI- www.mollacami.com )
|